Pazar, 10 Ekim 2010 18:02

20 YAŞ SENDROMU
Hayat kaldırımında kovalambaç oynanan günlerin üstüne yeni takvim yaprakları kondukça; koşuşturmalar kovalamaya başlıyor kalabalıkları, giderek yükselen bir hızla.
Geçmişte çizgilere basmadan yürümeye çalışırdım küçücük ayaklarımla; oysa kırmızı çizgili bir çemberin içindeyim artık, 45 numara bir ayakkabıyla.
Cebimdeki şekerlerin yerini gözyaşları aldıkça; etrafımdaki gözler belirsizleşiyor, şekilleri silikleştiren astigmatik görme bozukluğuyla.
Şekeri dibinde kalmış demsiz çaylar yudumladıkça; hatırlıyorum hayatımdaki en büyük sorunun pötibör bisküviler olduğunu, dağılıveren, çaya batırınca.
Bastırılmış serüvenlerimi şuurumun bulanık sularına bırakırken; sahilde bir şişe buluyorum, hayat diye başlayıp ‘-dır’ ekiyle biten cümlelerle dolu bir mektup gelecekten gelen.
Bir zamanlar, disiplin budalası lise müdürlerinin asık suratlarıyla dalga geçerken; haşarılıklarımı kırbaçlayıp terbiyeli bir sirk kaplanına çeviriyorum, yüzümde hukukçu ciddiyetine sahip mahkeme duvarını örerek şimdiden.
Kopya çekilemeyen hayat okulunun ‘Yaşama Giriş’ sınavında, zor sorularla boğuşurken; babamın sesini arıyorum: Dünyaya gelir gelmez kulağıma fısıldanan ezanda hissettiğim o güven.
Ve daha dün annemin kollarında koşarken, anacığımı özlüyorum şimdi kilometrelerce öteden.
***
Hayat çocukken güzel; umut salıncaklarında huzurlu uykulara dalarken, ninenin dizlerinde masal dinlerken…
Makyajlanmış kişi ve kişiliklerin baygın kahkahalarla kirlettikleri heceler değil; seslerin en masum renginden ninni dinlemek güzel.
İfrat ile tefrit arasında volta atmadan, uyku ile uyuşukluk arasında raks etmeden, sorunların tıklım tıklım kasvetini yaşamadan oyuncak arabalar sürmek güzel; ateş otoyollarında mumdan otomobillerle yol almak değil.
Kısacası hayat çocukken güzel; ölmekten değil, yaşayamamaktan korkmak güzel.
***
Yaş 20.
Gülümsemelerimizin uçurtmaları artık başka ellerde. Ellerimizin sıcaklığı, kaldı eldivenlerimizde. Bakir bünyeler bencilliğin kördüğümünde. Yarımlar tamamlanıyor, küstah ve riyakâr öznelerle.
***
Yaş 20.
Gününü gün etmek, gününü dün etmekten farksız. Bardağın dolu tarafında bulunan suyu içip susuzluğunu gidermek yetersiz. Fatih’in İstanbul’u fethettiği bir yaşta; fethi basit mefhumların, çiğneye çiğneye çürütülmüş çeşitli sıfatların ve topuklu ayakkabı giymiş ünvanların photoshoplanmış fotoğraflarında oyalanmak gereksiz.
***
Yaş 20.
Yolun kaçta kaçı eder?
Not: Bu yazı, yirmi yıllık yaşamıma dair öznel bir özeleştiridir.
Said Dogrul

Said Doğrul’un Eski Yazıları



















Yorumlar
Her kelimesine katıldığım çok yerinde bir tespit!
Tebrikler ve özeleştirini paylaştığın için teşekkürler :) (Tabi hala aynı düşünüyorsan)
yüreğinize sağlık..