Cumartesi, 20 Mart 2010 02:47

ANLAMSIZLAŞTIRAMADIKLARIMIZDAN MISINIZ?
Hayatın bir anlamı olmalı. Sevinçlerin, üzüntülerin, kederlerin, dertlerin…
Hepsinin yeri ve zamanından olmasından kaynaklanan bir anlam ihtiva etmesi gerekmektedir. Hani bir şarkıcı diyor ya ”Bu sabahların bir anlamı olmalı.” diye işte aynen öyle, insan her gününe anlam katarak yaşamalı hayatını. Aksi hâlde mânâ yoksa ne farklı kalır ki diğer mahlûkattan?
Peki nedir ki mânadan kasıt? Bu o kadar da zor bir şey değil. Sadece çevreyle alakasız ol(a)mama meselesidir. Milletle memleketle alakalı olma, sorunlar üzerine beyin yorma meselesidir. Sorunun çözümü sen olmayabilirsin ama problemin içinde zerre kadar bir katkın varsa sana bunun hesabı sorulur diye hesap kitap muhasebesi yapabilmek meselesi bu sabahlara anlam katar.
Anlamdan kasıt bu iken birazda anlamsızlaşan şeylerimize gelelim dilimizin döndüğünce. Mesela aile kurumunun önemi gitgide o kadar azalıyor ki günümüzde…
Bunun sebebi ise birbirinden kopuk fertlerin kimliklerinde birisinin anne kısmında “o kadının ismi” baba kısmında ise “o adamın ismi” var oluşu ve bunlara anne baba demekten ileri gitmeyen aile saadeti. Aile arası bağların kopukluğunun en ileri seviyesi olarak annesini hunharca katleden insanlar gördü bu memleket…
Anlamsızlaşan bir diğer konu ki ahlaksızlığın diz boyu değil artık gırtlağa kadar gelmiş olmasına rağmen kimsenin anlayamadığı anlamsızlık: Aşk.
Şaşırmayın çünkü hayatın anlamı olan bir kelime ancak bu kadar anlamsızlaşabilir. Çünkü artık televizyonda âşık olan iki gencin birbirinin fahişesi olma durumlarından öteye gitmeyen abazan durumlar dışında bir anlamı yoktur aşkın artık. Daha ötesi de bu durumlar aile içine kadar girip artık çok doğal karşılanması çok vahim bir tablo serer önümüze. İşte bu tür hadiselerde aile kurumunun yok olmasını tetikleyen önemli faktörlerden biridir.
Anlamsızlaşan bir diğer konu ise saygı.
Bundan bahsetme gereği bile duymuyorum. Her şey meydanda. Saygı olmayan ortamda sevgi… Ne gezer?
Eğitim konusuna gelince bizde eğitimi tanımlarken bile ”Eğitim eşittir(=)” diye bir saçmalık varken mevzubahis bile edemiyorum… Aslında teğet olarak geçtiğim bu bir kaç konu ve daha değinilmeyen birçok konu kendi içinde hayli düşünülüp çözüm üretilmesi gerekli olan şeylerdir.
Düşünün mesela; gençliğin “eğlence” için harcamış olduğu zamanın, paranın, imkânın kaçta kaçının kendi gelişimi için harcıyor?
Ya da hayatımız sıralamasında “eğlence” hep birinci sırada yer almıyor mu? Ya da şöyle sorsak: Eğlence mi yoksa başka bir şey mi? Diye bir soruya “başka bişey” yerini kaçımız seçer ve doldurabiliriz?
Hülasa-ı kelam; ben “geri kafalılık” olarak tabir edilen birçok şeyin gerekli olduğu kanaatinde olan bir insanım. Kimsede bana çıkıp da “medeniyetin gereklilikleri bunlar” deyip köpek mamalarını bana övmeye kalkmasın.
Sen Türk’sün, sen İslam üzere olansın!
Bayrak ve Kur’an elden düştüğü anda da sen bir hiçsin!
Mesele bu kadar basittir. Bayrağı göklerde, Kur’an’ı gönüllerde yaşatacaksın.
Bunları da artık eskisi gibi kılıç gölgesinde değil ilimle irfanla yapacaksın. İlimle göklerde dalgalanacak bayrağın ve öğrendikçe Kur’an’ı daha iyi anlayacaksın ve işte o zaman “bu sabahların bir anlamı” olacaktır.
Saygılarımla…
Beyazıd Arhan
Paylaş
Beyazıd Arhan’ın Eski Yazıları



















Yorumlar