Cumartesi, 03 Ekim 2009 13:55

ELBET BİR GÜN …
Yüzleşmek çarpıklıkların farkına varmaktır.
Yok edilemeyen korkuların üzerine giderek korkulanı önemsizleştirmektir.
Geleceği geçmişten farklılaştırarak bugünü iyileştirmektir.
Her düşünene ve düşünceye saldırıp mahalle kabadayısı tribiyle ‘Şartlar bunu gerektiriyordu.’ bahanesine sığınan ve kendisi için kurşun atanın da kurşun yiyenin de şerefli olduğunu iddia eden devletimiz; kuruluşundan bu yana yalnızca 87 yıl geçmesine karşın kirli, tortulanmış ve yüzleşmekten kaçındığı bir geçmişe sahip.
Ezildiğini söyleyerek eşit haklar talep eden Kürtlerden ya da inandığı gibi yaşamak isteyen dindar insanlardan veya mevcut düzenin halkı sömürdüğünü savunan solculardan korkan, onlarcasını hapseden, dışlayarak ötekileştiren ve yok sayıp yasaklayan bu köhne zihniyet; sorgulanıp eleştirildikçe baskısını artırdı.
Bir kutsalın kusursuzluğunu kendi ‘tek adam’ına atfederek, kimi sembollere tutsak bir ideoloji hatta bir inanç meydana getirdi.
Bunların doğrultusunda herkesi kendi gibi düşündürmek ve otoritesini korumak adına ‘rejim düşmanları’ yarattı.
Güne Türk’ün yüceliğini betimleyen ve Türk varlığına armağan edilen bağlılık yeminiyle başlamak, saat 9:05’de hareketlilik halini bırakmak, ‘Ulu Önder’ veya ‘Milli Şef’ gibi hazret unvanları kullanmak, milli bayramlarda ilköğretim ve lise öğrencilerini askeri düzen ve yürüyüş hizasında törene sokmak gibi ibadetlere sahip bu otoriter düşünce; bölünme, şeriat ve komünizm gibi ana damarlar sayesinde hareket alanını belirledi.
Buna göre; her taraf, derhal ortadan kaldırılması gereken vatan hainleriyle doluydu. Aksi ispat edilene kadar herkesin ‘şeriatçı’ ya da ‘mason’ veya ‘bölücü’ olduğu bu süreçte; Kürt Meselesi,Başörtüsü Yasağı, Ermeni Soykırımı, Kıbrıs Sorunu gibi problemler kangrenleşerek çözümsüzlüğe sürüklendi.
Kendi ideolojisiyle barışık olmayan her ‘seçilmiş’ ile çatışan ya da doğrudan demokrasiye müdahale etmiş olan bu maymunsu iştah; aynı zamanda kendisini doyurmaya çalışan kötürüm zekalı salya silici omurgasızlar yardımıyla Cumhuriyet tarihi boyunca dört kere kükreyip(!) onarılamaz ‘darbe’ler bıraktı.
Geride ise yaftalanan, acı çeken, susturulmaya çalışılan fakat yılmayarak direnen ve kendi doğrusunu savunmaktan vazgeçmeyen küskün aydınlar kaldı.
![]()
“Korkaklar bin kere, cesurlar bir kere ölür.”
Yüzleşmek bir kere ölmeyi göze almaktır.
Korkak olmayanların aynaya bakarak kendisini düzeltmeye çabalamasıdır.
Kendi geçmişimize baktığımızda karşımıza çıkan Said Nursi, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Adnan Menderes, Yılmaz Güney, Mehmet Akif Ersoy..v.b gibi isimlerle elbet bir gün yüzleşeceğiz.
Yaktığımız eserleri veya yok saydığımız kimlikleri ya da susturmaya çalıştığımız düşünceleri günümüzde hala yaşayan bu isimlerden elbet bir gün özür dileyeceğiz.
Özgürlük ve demokrasiye yelken açıp akıntıya karşı kürek çekenler elbet bir gün hayallerindeki ülkeye kavuşacaklar.
Yargılanan, sürgüne yollanan ve mağdur bırakılan on binlerce insan.
Daha niceleriyle elbet bir gün barışacağız.
Said Dogrul
Said Doğrul’un Eski Yazıları



















Yorumlar