Pazar, 05 Eylül 2010 12:48

EMEKLİ DARBECİLER SANDIĞI
Siyasi argo, anlamsız laf salatalarıyla günlerdir bir sorunun etrafında gölge boksu yapıyor: Evet/Hayır?
Sayısı arttıkça cılızlaşan bir yığın cevap, gürültüsünün şiddetini yükselttikçe, keyfiyet aleyhine kemmiyet köpürtüsü meydana getiriyor.
Sorulduğu andan itibaren zihni soru işaretinin çengeliyle sarmalayan soru işareti, kopyala-yapıştır cevapların göz kırpan şezlonglarına aldırış etmeksizin sürdürülen bir sorgu eylemidir.
Elbette benim de ilk cümlede sorulan suale verdiğim bir cevap var; fakat monoton sözlerin esneten bayatlığını değil, soru işaretinin kavisli ve engebeli yolunu tercih ediyorum.
Çünkü işaretin altında bulunan nokta, merak tohumunun gerçeğe yöneldiği çıkış menzilidir.
***
Aşağıdaki paragraflar ”Bu pakette kayısı taban fiyatlarına ilişkin bir düzenleme var mı?” [1] türevi K.Kılıçdaroğlu aforizmalarını temellük edip “Bu anayasa paketi değişikliğinden sonra Zeki Müren de bizi görebilecek mi?” istifhamına dönüşmeksizin aklıma takılan, aklımdan geçen ve aklıma esen birkaç soru:
Televizyonun sesini kısıp paketi tek başınıza hiç okudunuz mu? Yoksa Aşk-ı Memnu’nun reklam aralarında denk geldiğiniz bir tartışma programında “Eğer ‘evet’ çıkarsa, AKP yargıyı ele geçirip şeriatı ilan edecek.” benzeri bir cümleye mi rastladınız?
Neden tek parti döneminden bu yana, seçilerek göreve gelmiş her sivil hükümetin ‘bağımsız ve tarafsız’ yargıyı ele geçirmekle itham edildiğini düşündünüz mü?
Türkiye’de kimsenin CHP’yi devleti ele geçirmekle suçlamamış olmasını şaşırtıcı bulmuyor musunuz?
87 yıllık cumhuriyet tarihinde Kıbrıs çıkartması dışında tek bir dış harekâtta bulunmamasına karşın; dört defa sivil hükümet deviren ordunun, yargıya müdahale etmesinden kimsenin şikâyetçi olmaması garip gelmiyor mu?
Belki de bilinçaltınızda onları, ‘devletin gerçek sahipleri’ olarak görüyorsunuzdur.
Neden ‘hayır’ diyecek olanların, mevcut maddeler üzerinden değişiklikleri yorumlayarak “Şu madde halkın çıkarlarına ters.” demedikleri aklınıza geldi mi? Hangi maddenin demokrasiye aykırı olduğunu hiç sordunuz mu?
Yoksa duyduğunuz tek şey “AKP’nin hazırladığı Tayyip anayasasına hayır!” mıydı?
Anayasa değişikliği paketinin hazırlanma sürecini hatırlıyor musunuz?
Anayasa Komisyonunun yüzde 1’lik dilimin üstünde yer alan her partiye ve farklı kesimlerde sivil toplum örgütlerine ziyaretlerde bulunduğunu ve MHP ile CHP’nin “Çay içip, gidersiniz.” [2] cevabını verip meclis müzakereleri sırasında teklife yönelik hiçbir önerge vermeyerek TBMM’yi boykot ettiğini anımsadınız mı?
Belki Facebook’ta reşit olmayan bir arkadaşınızın paylaştığı “Cumhuriyet elden gidiyor!! Akepenin dayattığı anayasaya HAYIR!!1!” isimli videoyu izlemekle yetinmişsinizdir.
AKP’nin halk tarafından seçildiğini ve genel seçimler sonucunda iktidarın el değiştirebileceğini[3] biliyor muydunuz?
Elbette çetelerin kaos yaratarak korku altına alıp parantez içine koydukları halkın iradesinden veya belli bir zümrenin küçümser tavırlar takınarak tahkir ettiği vatandaşlarda artık baskı oluşturamamasından ya da mutlak ilkeler doğrultusunda durmadan yürüyeceğine ant içen apoletli bekçilerin tank yürütememesinden rahatsız da olabilirsiniz.
Sizce Anayasa Mahkemesinin yetkisi olmadığı halde yerindelik denetimi yaparak ideolojik dürtülerle anayasayı çiğnemesi[4], HSYK’nın sipariş listesinde bulunan direktiflerle kadrolaşması[5] ve Yüksek Yargı organlarının hukuka karşı ve de hukuka aykırı kararlar vermesi[6] yanlış değil mi?
Belki de hiçbir fikri ve hukuki temele dayanmayan icraatını, yeni fetvalarla meşrulaştırmak için yargıyı bir ‘kullanma kılavuzu’ olarak addeden ve çarpık tutarsızlıkları yavan cümlelerle ifade ederken vesayet telaşesi ensesinden okunan yüksek yargı kodamanlarının, YARSAV gibi kurumlar aracılığıyla hukuk devleti ilkesine atıflarda bulunarak dudak büzmesi size inandırıcı geliyordur.
Muasır medeniyet seviyesi olarak görülen Avrupa demokrasilerinde Anayasa Mahkemesi üye atamalarının nasıl yapıldığına hiç baktınız mı?
Almanya’da 16 üyenin sekizinin Federal Millet Meclisi, diğer sekizinin ise Federal Senato tarafından atandığını; Fransa’da ise 9 üyeden üçünün Cumhurbaşkanı, diğer üçünün Meclis Başkanı ve son üç yargıcın da Senato tarafından seçildiğini ve ABD, Romanya, İtalya, İspanya, Macaristan, Portekiz ve de İsviçre’de aynı teamüllerin geçerli olduğundan[7] haberiniz var mıydı?
Referandum ile birlikte bürokratik aygıtların kısmi olarak sınırlanmış olduğu çoğulculuğu haiz bir yapının ortaya çıkacağını; ancak bunun sadece darbe anayasasının çöpe atılmasında bir ilk adım olduğunu ve ‘halk için halka rağmen’ mottolu tepeden inmeci bir düzeni, halkın kalbinde değil halkın ensesinde kurma yanlısı olan kimselerin militarist hegemonyasını kıran ehven-i şer bir nitelik taşıdığını fark etmiş miydiniz?
Yoksa Anayasa Mahkemesinde 11 adet Sabih Kanadoğlu’nun ömür boyu görev yapmasından memnun musunuz?
Kadın-erkek eşitliğinin derinleşmesi, engellilere ve çocuklara pozitif ayrımcılık tanınması, fişlemelerin ve telefon dinlemelerinin son bulması, seyahat özgürlüğünün engellenemeyecek olması, memurlara grev ve toplu sözleşme haklarının verilmesi, ombudsmanlık ile kişi hak ve özgürlüklerinin daha iyi korunması, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanamayacak duruma gelmesi, askerlerin de yanlış kararlar verebileceği kanısıyla YAŞ kararlarına yargı yolu açılması, mevcut anayasada mahkeme salonuna bile sokulamayan Genelkurmay Başkanı ve TBMM başkanının Yüce Divan’da yargılanabilecek olması, devlet politikaların belirlenmesinde hükümetin belirleyici gücü teşkil etmesinin Sosyal ve Ekonomik Konsey ile önüne geçilmesi, “Bir sağdan bir soldan astık; asmayıp da beslese miydik?” zırvasını pişkince ifade eden Marmarisli ünlü ressamımız Kenan Evren’in yargılanma endişesiyle tırnaklarını yemekten başka gıdası olmayan bir zavallıya dönüşecek olması sizi hoşnut etmiyor mu?
Dar bir kurumsal zeminde, Danıştay ve Yargıtay yüksek yargıçlarınca belirlenen HSYK üyelerinin kendisini seçen hâkimlerle kanka olması ve söz konusu mahkemelere yapılacak atamalarda el ele verip kolbastı yapması[8], dünya görüşü farklı olan ve Yüksek Yargıda bir amcası olmayan birinci derece hâkimlerine haksızlık değil mi?
Jüristokratik bir hakimiyetin, jakoben tahakkümünün kırılarak yerini demokratik bir yapılanmaya bırakması kulağınıza üzücü mü geliyor?
Yargımızı demokratikleştirmedikçe, anayasal metnimizi hak ve özgürlüklerle doldurup Avrupa’da bulunan tüm Hukuk Fakültelerine imzalı bir fotoğrafını yollamamızın hiçbir şey ifade etmediğinin farkında değil misiniz?
Yargısal güvence bulunmadıkça, vatandaşına dışkı yediren haremağalarını beraat ettiren zihniyetin varlığı[9]; tüm demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi ve sivil girişimlere engel olmuyor mu?
Sınırlamalar sınırlandırılmadıkça ve devletin müdahale yetkisi kısıtlanmadıkça fikir, inanç, gösteri ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik her adım, eski içtihatlar öne sürülerek[10] tıkanmıyor mu?
Bir evrensel hukuk deyimi olarak “Kötü yasa yoktur, kötü yargıç vardır.” prensibi uyarınca sorunun yasaların içeriğinde değil; kanunların yorumlanması ve uygulanmasında olduğunu görmüyor musunuz?
***
Şemdinli iddianamesinde ismi geçen ‘iyi çocuklar’ yüzünden Yaşar Büyükanıt’ın ‘haddini bildirin!’ direktifiyle HSYK tarafınca avukatlık yapamaz hale sokulan Ferhat Sarıkaya[11], 12 Eylül darbecilerinin yargılanması için hazırladığı iddianameden dolayı görevinden uzaklaştırılan Sacit Kayasu[12], 19 yıldır yapılan her atamada Yüksek Yargı üyelerine çay ısmarlayan Seyfi Oktay[13] [14], “Bastırdım hükümete, 3000 yargıç atadım.” sözüyle kadrolaşma dalında yeni bir rekora imza atan Mehmet Moğultay[15] … vs. gibi isimler içinizi mi ısıtıyor?
Mevcut vesayet sistemi değişmedikçe ve yargı oligarşisi ortadan kalkmadıkça, tüm bu örneklere yenileri eklenecek.
Birinci sınıfta verilen Hukuka Giriş dersinde öğretildiği üzere, ideal hukuk, asla ulaşılamayan; fakat genel geçer hükümlerin üstünde evrensel olguların varlığını ortaya koyarak, pozitif hukuka kaynaklık eden bir kuramdır.[16]
Anayasa değişikliği paketi kusursuz değil; ancak cunta anayasasının yerine daha az problemli ve daha demokratik noktalar barındırdığı ortada, AKP gibi ‘kendine demokrat’ bir partinin bile anti-demokratik bahanelerini ortadan kaldıran nitelikte.
Palavra davranışların sığ sloganlarına kapılarak kronik muhalifliği, “AKP’den gelecek olan her şeye hayır!” kofluğunda değerlendirmek, hasmının sadece resmini yumruklayan bir mantıksızlıktır; “Simit güzel ama simitle karın doyurmaya hayır. Çünkü simitçinin niyeti beni doyurmak değil para kazanmak.” ifadesinden farksızdır.
Mağduriyete saygı duyan, mağduriyetten çıkmak isteyen ve mağduriyete sarılarak apolitik pozisyonda pasifize olmak istemeyen biri olarak[17], sivil bir anayasa şartıyla ‘yetmez ama evet’ diyorum.
Yukarıda yöneltilen tüm sorulara verdiğiniz cevap ‘hayır’ ise, durumunuz sadece ‘tecavüz edene âşık olma’ sendromu ile açıklanabilir.
Said Dogrul
***
Dipnotlar:
2- 2- http://www.nationalturk.com/egemen-bagis-izmir-sagirlar-5016382
3- 3- http://www.anayasa.gen.tr/2839sk.htm
4- 4- http://www.haberpan.com/mahkeme-basortusu-kararini-verdi-haberi/
5- 5- http://www.birikimhaber.com/Haber/Gundem/21082010/Iste-HSYKdaki-kadrolasmanin-ses-kaydi.php
6- 6- http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1000520&title=yargitay-uyelerine-suc-duyurusu
8- 8- http://www.stratejikboyut.com/haber/iste-hsyknin-uye-secme-kriteri--42378.html
9- 9- http://gazetearsivi.milliyet.com.tr/Ara.aspx?araKelime=dışkı%20beraat&isAdv=false
10- 10- Türkiye'de Azınlıklar: Kavramlar, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama, Baskın Oran, İletişim Yayınevi
11- 11- http://tr.wikipedia.org/wiki/Ferhat_Sarıkaya
12- 12- http://tr.wikipedia.org/wiki/Sacit_Kayasu
13- 13- http://www.internethaber.com/seyfi-oktay-telefona-takildi-258958h.htm /
14- 14- http://www.habervitrini.com/kadir_ozbekten_seyfi_oktay_itirafi-481740.html
15- 15- http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=105761
16- 16- Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kaynakları, Abdullah Dinçkol, Der Yayınları
17- 17- http://www.taraf.com.tr/etyen-mahcupyan/makale-evet-ama-yetmez.htm
Said Doğrul’un Eski Yazıları



















Yorumlar