Cumartesi, 30 Ocak 2010 02:50

ŞU MODERN TÜRKLER
Sefil ikiyüzlülüğü ve çirkinliğini saklayan makyajıyla ‘çağdaşlık’; otoriter zihniyetin, uğrunda şampanya şişeleri patlattığı karanlık ve kaypak bir kavram.
Masum ve tarafsız görünümü, kendisine yönelik her eleştiriye ‘çağdışı’ ithamıyla cevap verilmesini sağlar.
Sürekli değişen dünyayı inkar edercesine ortaya konan prototip, onu meydana getirenler tarafından kutsanır ve dayatılır.
Kendisi düşünemediği için başkalarının da düşünemediğini zanneden zavallı kimselerin, masallarla beslediği ‘çağdaş ve modern Türk vatandaşı’; etrafına çizilmiş kırmızı çizgileri aşmadan ritüellerinin gereğini yerine getirir.
İnsanoğlunun çağına uygun hareket etmesinden veya çağa ayak uydurmasından ya da aynı çağda muhtelif çağların bulunduğunu düşünerek çağının koşullarını farklı yorumlamasından bahsetmiyorum.
İçi boşaltılmış bir kelime olarak hangi ölçüte göre insanı tasnif ettiği muğlâk bulunsa da; ‘çağdaş’, ülkemizde “ Bizden olmayan geridedir, gericidir. ” gibi sevimli bir yafta atıp ‘rejime uygun’ sıfatını kişiye kazandırır.
Uzun yıllar önce; çağdaş yaşamın simgesi, ideolojisi ve peygamberi önümüze konuldu.
Oysa yapılan şey çağdaşlaşmak değildi; çünkü çağdaşlaşmak sanıldığı gibi değildi ve de çizilen çağdaş portre özenilesi bir kimlik değildi.
Golf pantolon giyip melon şapkalarla Bordeaux şarabı yudumlamak modern hayatı ifade etmez.
Yetmiş sene önce ölmüş despot bir generali çağdaş yaşamın son mohikanı sayıp birtakım izci marşlarıyla gaza gelerek, her yere sızmış sinsi düşmanlara karşı vatan kurtarma paranoyası içine girmek çağdaşlık değil; hastalıktır.
Bağnazca saplanılmış ‘mutlak ilkeler’ izinde 1930’ların romantizmini özlemle yâd ederek birkaç kötürüm zekâlı darbeciyle çağdaşçılık oynamak, mide bulandırıcı bir tutarsızlıktır.
Marjinal olmak ya da modern hayatı reddetmek farklıdır; fakat günümüzde fes giyip Çamlıca tepelerine çıkmak veya bir üniversite gencinin kampüs sınırları dâhilinde ne giyeceğine karar vermek tapon antikalıktır.
“ Her okula bir büst! ” kampanyası yapmak, “ Kâbe Arab’ın olsun, bize Çankaya yeter...” dizeleri düzmek ve “ Ol Zübeyde Mustafa’nın ânesi; Ol sedeften doğdu o dür danesi ” gibi yeni mevlitler türetmek; bir kimseyi çağdaş değil gülünç duruma getirir.
Oysa çağdaşlaşma kendi kültürel değerleri doğrultusunda bilim ve akıl yolu ile insanlığa katkı sağlayacak değerler üretebilme çabasıdır.
Somut bir siluet ve model oluşturmaksızın modern kavramını mekânsal değil zamansal olarak ele almaktır.
Ve çağdaşlaşma için bazı değerlere sahip olmak gerekir; sahip olunan değerleri yitirmek değil.
Said Doğrul’un Eski Yazıları



















Yorumlar
Düşnüce ve kalem dünyasındaki tırmanışını zevkle, keyifle tâkib ediyorum. Yol uzun, coğrafya sarp ve düşmanlarla dolu; yokuşların biri biter daha zoru başlar. Muvaffakıyetin sırrı sabır ve sebatta yatıyor...
Sabır ve sebat diliyorum...