- aşkın gözü lenslidir -

- bir ev var uzakta -

- iki kere yalnızlık -

- garp -

- alın yazısı -

- insan bu -

- sen'i unutmak -

- sanat ve toplum ilişkisi -

- neden güngören? -

- 'lale devri' -

- dindar derken... -

Yazdır PDF

VATAN-MİLLET-DİYARBAKIR

İki fiilin zekâ yoksunluğunu gösterdiği söylenir: Konuşulacak yerde susmak ve susulacak yerde konuşmak.

Yeniden öttürülmeye başlanan PKK vuvuzelasının, “vatan-millet-Sakarya” davulcularına eşlik ettiği son günlerde; çözümün namlunun ucunda olduğunu çatallı seslerinin en retorik üslubuyla dillendiren birkaç adam, artık daha boğuk ve yüksek desibelleri zorluyor.

***

Türk ırkı ile diğer uluslar arasında dokuz farklı ışığı bulma çabası, 1969’da CMKP’nin adını Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirmesiyle başladı.[1]

Çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit[2]  olan sağ ve sol mefhumları ile kamplaşmış bir toplumda, düşünsel bir temele dayanmaksızın karşıt düşünceye saldıran yumruklar, 1980 darbesi tarafından kelepçelendi.

Faşist ya da anarşik telakki ettiği kardeşinin, yoldaşı veya ülküdaşı tarafından aynı silahla, birkaç saat aralıklarla katledildiğini idrak edemeyen insanlar; beridekini ötekileştirdi.

Yetmişli yılların sonuna doğru “Tanrı Türk’ü korusun” söylemini, “Allah Türk’ü korusun” açılımıyla müspetleştirerek törpüleyen MHP, milliyetçi ve muhafazakâr bir çizgiye yerleşti.

27 Mayıs öncesinde var olan öncülü Millet Partisi gibi, Turan İmparatorluğu hayallerine kapılıp Moskova’nın ortasına Türk’ün bayrağını dikmek ile gerçek Müslümanlığın ne idüğünü ve nasılını göstermek[3] fikirlerini savunan iki farklı kutup, "Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız" sloganında birleşti.

1992 ise Türk-İslam Ülküsü için bir yol ayrımı doğurdu. Yeniden kurulan partide Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları tasfiye edildi.[4] “Türk isen öğün; değilsen itaat et!” türevi aforizmalar temellük edilip, Nihal Atsız mezurasıyla kafatası ölçümü, mezarı başında yapılan törenlerle yâd edildi.

Mütedeyyin mahiyetini marjinalleştirerek militan bir menşeye meyleden Milliyetçi Hareket Partisi; muhakemesiz, menfi ve malayani tekerlemelerle barut kokan bir siyaset izlemeye başladı.

Tahrik ve tehdit edici para-militer bir örgüt jargonuyla, “asacaksın üç beşini, bak bakalım ondan sonra…” düzeyini aşmayan bir kahvehane popülizminin sınırları içinde hareket ederek; şehit cenazelerinde vatan kurtardı.

2 ve 9 rakamlarıyla kürsüde harikalar yaratan Devlet Bahçeli [5] ;ulusalcı, kışkırtıcı ve ithamkar söyleminin dozunu tabut sayısına orantılı olarak artırıp; partisini, kutuplaşmadan beslenen ve terörden rant elde eden bir konuma sürükledi.

***

Yukarıdaki satırlarda yer alan kronolojik bilgileri, ismi geçen şahısları ve kullanılan sloganları BDP’nin sözlüğündeki karşılıklarıyla değiştirip benzer cümleleri kurmak mümkün.

Süngülerin ucuna takılmış mikrofonlara verilen cevaplar, aynı hastalıklı ideolojinin ürünüdür: Irkçılık.

Etnik aidiyeti ayırıcı unsur olarak addedip, ulus ölçütüyle insanları sınıflandırmak ağır bir görme bozukluğudur.[5]

Kelebeklerin uçuştuğu yemyeşil vatan topraklarını çok sevmek veya geçmiş ve gelecek nesillerin engin kalabalığı önünde trampet sesleri ve konfetiler eşliğinde yürümek ya da ortak kültürel mirasın hatırına gece-gündüz milletinin çıkarları için çalışıp çabalamak, teorik ve retorik bir masaldır.

Irkçılık, ötekileştiren ve kendini de ‘öteki’ kılarak var eden bir olgudur.

Sinsi planlar yapan karanlık güçlere, bölücülük peşindeki işbirlikçi vatan hainlerine; kısacası bir ‘düşman’ siluetinin varlığına ihtiyaç duyan bir zavallılıktır.

‘Milletinin menfaatini her şeyin üstünde tutmak’ mefhumuyla pırıltılı bir zırha büründürülmüş milliyetçilik, söz konusu çıkarlar için her şeyin mübah olduğu sonucunu doğuran bir fanatizmdir.

Bireylerin birlikte yaşadıkları insanlara yakınlık duyması ve birtakım manevi değerleri müşterek kılması, milliyetçilik değildir.

Türkiye’de mevcut bulunan toplumsal zenginlik, beraberce hissedilen sevinç ve keder, hatıra olarak yer edinmiş tarihi miras; milliyetçi zihniyetin ‘bizler-onlar’ ayrımına indirgenemez.

Hiç kimse, bir diğerinden üstün yaratılmamıştır.

Hiçbir insan doğuştan gelen ayrıcalıklara sahip değildir.

“Ne mutlu insanım diyene!” sözü yerine, biyolojik niteliklere göre kırmızı-beyaz şablonlar hazırlamak veya kodeste canı sıkılan elleri kanlı bir palyaçonun direktifleriyle on binlerce çocuğu sokağa yığmak narsistik bir esfeliyettir.

Koyunun yaşam hakkı kasapla tartışılmaz.

Paranoyak bir cehaletle savaş çığlıkları atanlar ciddiye alındığı müddetçe, hayatını kaybedenler arasında şehit/leş ayrımı sürecektir.

Oysa;

 Sûr'a üflendiği zaman, artık o gün aralarında neseb -soylar- yoktur ve (insanlar, birbirlerine soylarını) sormazlar.” [7]

Said Dogrul

***

1.http://tr.wikipedia.org/wiki/Cumhuriyet%C3%A7i_K%C3%B6yl%C3%BC_Millet_Partisi

2.Cemil Meriç, Bu Ülke, İletişim Yayınları, 29.Baskı, Sayfa 81

3.Necip Fazıl Kısakürek, Gençliğe Hitabe: http://www.antoloji.com/genclige-hitabe-siiri/

4.http://tr.wikipedia.org/wiki/Milliyet%C3%A7i_Hareket_Partisi#Yeniden_A.C3.A7.C4.B1l.C4.B1.C5.9F_Sonras.C4.B1_D.C3.B6nem_.281993-....29

5.Devlet Bahçeli, 30.06.2009 tarihli konuşması: http://www.youtube.com/watch?v=wxaA4bVzbRw

6.Yıldırım Türker, Radikal Gazetesi, 17.09.2007 tarihli köşe yazısı: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=233128

7.Kur’an-ı Kerim, 74 (23). Mü'minûn Sûresi, Mekkî, 118 Âyet.


     Said Doğrul’un Eski Yazıları

Yorumlar

avatar zafer zırhlı
-6
 
 
"Paranoyak bir cehaletle savaş çığlıkları atanlar ciddiye alındığı müddetçe, hayatını kaybedenler arasında şehit/leş ayrımı sürecektir."

hiçbir şekilde bir çözüm üretmemek, sadece var olan problemleri ve hataları tekrar göz önüne sermek için bu kadar uzun bir yazı yazmak ne kadar da gereksiz. süslü cümleler kurup muhakeme etmeye çalışmak ne kadar yanlışsa, sorunun kökenine inmeden bazı şeylere karar vermek o kadar yanlış.dahası milliyetçilere laf atıp onları küçük görmek kesinlikle ciddi bir hatadır. Atatürk milliyetçiliğinin neyi temel aldığını biliyoruz: "ne mutlu Türk'üm diyene". bunları bilip de benimsememek için insanın aklından zoru olması lazım..

başkaları tarafından "sorun" olarak addedilen şeyin gerekli diplomasi hareketleri gerçekleştirildikten sonra, ki bu hareketlerin başında Amerika'dan izin(!) almak olduğunun hepimiz farkındayız, geniş çaplı bir askeri operasyonla bitirilebileceği kanaatindeyim. ha, anahtar diplomasi zaferi kazanmak.

ve evet, onlar ayrımı yapmak kötü bir şey. lakin bildiğim tek bir şey varsa, konumlarımız tamamiyle zıttı olsaydı kürtlerle, türk insanı bir o* çocuğunun liderliğinde yaşadığı ülkenin askerini öldürmezdi.
Ad *
e-Posta
Code   
C.C.by JPS
cevap yaz
iptal
avatar Said Dogrul
+10
 
 
Paranoyak bir cehaletle savaş çığlıkları atanlar ciddiye alındığı müddetçe, hayatını kaybedenler arasında şehit/leş ayrımı sürmeye devam edecektir Zafer. On yıllardır aşırı uçların radikal fikirleri arasında çakan şimşek yüzünden çözümsüzlüğe sürüklendik. N'oldu, kazandınız mı haklı kavganızı? Biz saldırdıkça, onlar vatandaşlarımızı katlettikçe; şimşek çakmaya devam ettikçe ne güneş açtı ne de yağmur yağdı.

Yazıda anlatılan bu savaşımı körükleyen ırkçıların tutumu. Muhakemenin gereksiz olduğunu düşünmen, muayene etmeden ameliyat teşhisinde bulunmaya benzer.

"Ne mutlu Türk'üm diyene!" sözü, faşizan bir nitelik barındıran, üst kimlik tanımı oluşturmaksızın etnik ayrıma sürükleten, Türklere ve Türklük içinde asimile olmuş kitlelere seslenen son derece yanlış bir aforizma. M.Kemal bir Kürt olsaydı ve Kürdiye'yi kurup "Ne mutlu Kürdüm diyene!" mottosuyla Türkleri, deniz Kürdü ilan etseydi (bkz.dağ Türkü) düşüncelerin farklılaşırdı.

Geniş çaplı askeri harekat dediğimiz mefhum, öldürülen 10 kişinin yerine 11 kişinin dağa çıkması ile başarısız olacaktır. Kaldı ki 1.000.000'luk bir ordunun PKK karşısında sürekli kündeye yatması, askerimizin savaş yetenekleri ile ilgili değil; yönetim kadrosunun kendi mesleği yerine darbe planları yapmak, golf oynamak, YAŞ'ta terfi için papatya falı açmak..vs. gibi farklı meşgalelere yönelmesi ve buhran ortamından nemalanması ile alakalıdır.

Son tespitini tüm Kürtlere genelleyerek sana söylettirdiğine göre, Kürt ırkçıları demek ki başarılı olmuş Zafer, yazık.
Ad *
e-Posta
Code   
C.C.by JPS
cevap yaz
iptal
avatar salih
-1
 
 
Said ülkemizi düşünüp yazılar yazdığınız için senin şahsında tüm fikir adasını tebrik ederim.Nesnenin değeri aksiyle ölçülür misali sizin yazılarınız da bence tenkitlerle zenginleşir.ben de nacizane bazı tenkitlerde bulundum.ilerde benim yazılaımı da sana okutup görüşlerini almak isterim.Yazı hayatında başarılar dilerim… 

1.”Ne mutlu Türk’üm diyene” söyleyişi asla ırkçılık ifade etmemektedir.Burada “Türk” sözüğünün ifade ettiği değer ve kitleyi tanımlayacak verileri incelersek de bu sonuca ulaşırız.İşte veriler:
a.20 Nisan 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu Beşinci Fasıl 88. Madde: “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarıyla Türk ıtlak olunur.”
b. MEV Talim ve Terbiye Dairesinin 7.9.1931 tarih ve 2197 numaralı kararıyla tavsiye olunan ve ilk olarak Maarif Vekaleti’nce toplu halde basılan Yurttaş İçin Medeni Bilgiler kitabında ki müellifi A. Afetinan’dır ve Atatürk’ün emriyle yazılmıştır hatta kitabın bir kısmı Atatürk tarafından el yazısıyla yazılmıştır aynen şöyle yazar: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.”(Bu cümle Atatürk’ün el yazısıyla sabittir.)
c.9 Temmuz 1961 ve 7 Kasım 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasaları: “Türk Devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür.”
Anlaşılacağı üzere kafalardaki Türk kavramı tamamen kabullenme ve hissetme ile ilgilidir. Atatürk “Ne mutlu Türk olana ya da doğana da “ diyebilirdi ama o farkı bildiği için demedi.Nihal Atsız ve çevresindeki küçük grup hariç ülkemizde Türk ırkını kafa ölçerek belirlemeye çalışan olmadı, onlar da Atsız’ın ölçüleri uymayınca bu işten vazgeçtiler. 
2.Üstad Necip Fazıl’dan alıntı yapıldığını gördüm.Üstad’dan alıntı yapılan bir yazıda onun siyasi tercihi olarak belirtiği MHP’nin ırkçılıkla itham edilmesine gönlüm razı olmadı. Üstadın asıl tenkit ettiği MSP’dir.Biraz da onun sömürüsünden bahis olsaydı yerinde olurdu.İte Üstad’ın dilinden MSP ile ilgili demeci “Kurulduğu ândan başlayarak hakkında daima şüpheci bir ihtiyat muhafaza ettiğim, türlü koalisyon ve muvazaalarla hükûmete girdiği günden beri de hiçbir tutum ve davranışını benimsemediğim, kendi öz gazetesinde bile en acı tenkitlere hedef tuttuğum, nihayet 4 yıldır belki 40 mahrem toplantıda gerekli yüksek stratejiye çağırdığım, fakat hiçbir defa hiçbir semere alamadığım ve "Büyük Doğu idealinin düşük çocuğu" diye vasıflandırdığım Millî Selâmet Partisi'ni, güdücüsü bakımından, bugün, devam ettirdiği hal ve tavır üzerine, manevî kursağında ekmeği yatan bir baba hakkiyle, aziz dâvamızın harcayıcısı ve batırıcısı olarak ilân ederim!”
Şimdi de Türk Milletine Beyanname olarak 1977 de yayımladığı demecine bakalım: “ Pılı-pırtı odalarının raflarında dizili, kapağı arkasına devrik ve içi boş, hattâ süprüntü dolu teneke konserve kutuları halindeki partiler arasında, bugünden itibaren MHP, nazarımda bambaşka bir mâna ve hüviyet sahibidir. Onu, müslümanlık ve Türklüğün gerçek hakkını vermeye namzet bir topluluk olarak anıyor ve canımın içinden selâmlıyorum.”
3.Devlet Bahçeli ile ilgili ulusalcı, kışkırtıcı ve şehit cenazelerinden medet uman ifadeleri göze çarpıyor. Birincisi ulusalcılık ulusunu sevmek ve onun çalışmak olduğuna göre kötü bir şey midir? İkincisi sevsek de sevmesek de hakkını vermeliyiz ki şu 4-5 yılda bir etnik ayrışmaya dayalı sokak çatışmaları ülkeyi sarmadıysa bu konuda başarılı olan kesinlikle MHP’yi ve Ülkücüleri sakin tutmayı başaran, onlara sokağı değil kütüphaneleri işaret eden Bahçeli’dir.Tek işaretiyle onbinlerce gencin yanlış şeyler yapabileceği yadsınamaz gerçektir.Neyse ki böyle bir dönemde Bahçeli gibi bir genel başkanı var MHP’nin.Ayrıca bugün Arınç’ın deyişiyle “dindar” bir cumhurbaşkanı varsa bu da Devlet Bahçeli’nin desteği sayesindedir.Hala anlamadım kimin dindar olduğunu kimin dindar olmadığını ölçen takvaölçer mi üretildi tövbe haşa? Allah’tan başka kim bilir kim dindar kim değil?
4.Ayrıca hayatını kaybedenler arasında “şehit-leş” ayrımı devam edecektir.Artık bu kadarı da uygun değildir.Devletin askeri ülkenin bekası, insanlarının rahat uyuyabilmesi için görev yapıyor ve ölüyorken onu emperyalist ülkelerin gazıyla kendi devletine ihanet edip sivil veya asker ayırdetmeksizin katleden terörist ile bir tutmak mümkün değildir.Ölenler leştir.Ne diyecektik gerilla mı?
5.Yorumda gördüm. “Mustafa Kemal Kürt olsaydı” ile başlayan masal da herhalde Altan’ın bir yazısından alıntı olacak.Verilecek yanıt belli. Marks da der : “Tarihte ne olduysa olması gerektiği için oldu.” “olsaydı” larla tarihe bakılmaz. Bu arada aklıma da şu geldi. Ne demiş eski başbakanımız Özal “Yengemin şeyi olsaydı eniştem olurdu.”Senin hesap da aynen öyle.:)
6.Münin-ün suresinden ayet yazmadan önce bir de tefsirine baksaydın iyi olurmuş.Milliyetin önemi olmadığını göstermek için kullanmışsın bu ayeti ama Muhammed Ali es-Sabuni tefsirinde şöyle der bu ayetle ilgili: “Sûr'a ikinci defa üfürüldüğünde, ki, bu öldükten sonra dirilme ve haşir-neşir üfürüğüdür, Artık, kıyamet gününde ne akrabalık ne de soy sop onlara fayda sağlayacaktır. Çünkü, şid¬detli korku ve dehşetten dolayı, birbirine acıma ve şefkat olmayacaktır. Şöyle ki, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocukların¬dan kaçacaktır. Herkes kendi nefsiyle meşgul olduğu için, birbir¬lerinin durumunu soramayacaklar.” Kişiye milleti ile birlikte ailesinden anne baba ve kardeşinden de fayda yoksa hatta onlardan kaçacaklarsa o zaman aile de milliyet gibi kötü, işe yaramaz, gereksiz.En basit bir kıyas ile bile gerçek ortaya çıkıyor ki burada milliyete ya da aileye kötüleme yok. Allah katında üstünlüğün sadece takva ile olduğu belirtiliyor.O zaman Türk milleti gibi yüzyıllarca İslam’ın bayraktarlığını yapmış bir milletin mensubu olmak en azından şevk verici bir gururdur.Çok marjinal bir grup dışında cumhuriyet Türkiye’sinde ırkçılık yoktur. Milliyetçilik de dediğim çerçevededir. Veda Hutbesinde de belirtildiği gibi yoksa Arabın Arap olmayana ya da başka bir milletin başka bir millete yaratılış olarak üstünlüğü yoktur.

Irkçılık ve milliyetçiliği aynı kefeye koymak hem vicdana hem de bilime aykırıdır.Hele Atatürk milliyetçiliğini ayırmamak ya bilgisizlik ya da art niyettir.Sonuç olarak insanımızın birbirini faşist, anarşist, dinci,dinsiz,komünist, ırkçı gibi nitelendirmeler le suçlaması- ki bu yazı da MHP ve cumhuriyet üzerinden var- senin de yazdığın gibi ötekileştirmedir.Bunu sen neden yaptın. Herhalde moda olduğu için ?
salih
Ad *
e-Posta
Code   
C.C.by JPS
cevap yaz
iptal
avatar Said Dogrul
+6
 
 
Böylesine uzun bir yorum için araştırmalar yapman ve onlarca satırlık alıntıyı kopyalayıp yapıştırman beni çok duygulandırdı Salih, herşeyden önce teşekkür ediyorum. Sağlam argümanlara dayanan düşündürücü eleştirellik ile düşünene ve düşünceye saldıran ithamkar üslup arasında, zirve ve uçurumların zekâ iktiza eden mesafesi bulunur. Bu açıdan yazımı şerh edici nitelikte, nitelikli bir cevap her zaman işime yarar. Diğer yazılara da beklerim.

1. Kemalistlerin "Atatürk 'Ne mutlu Türküm diyene' sözüyle aslında şunu kastetti..." diyerek tefsir çalışmasına girişmesi ve millet bağını ifade ettiğini öne sürerek anayasal metinlerde üst kimlik manasına geldiğini söylemesi oldukça sık karşılaşılan bir durum. Kültürel anlamda Türk'lük birleştirici bir mefum olarak addedilse de bu faşizan bir keyfiyet barındrırır; asimilasyon, ulusal birlik olarak yutturulamaz. Etnik kökeni Türk olmayan insanlar, bu 'birleştirici' söylemi kabul etmeyip kendi kimliklerini korumak istediklerinde neler olduğunu biliyoruz. Türk olmayan biri neden Türk'üm desin? İşte bu yüzden ne mutlu insanım diyene ve insana insanca davranana!

-"Benim yaradılışımda bir fevkaladelik varsa, o da Türk olarak dünyaya gelmemdir." diyen ve "Türk'üz bütün başlardan üstün olan başlarız!" gibi ırkçı mısralarla marş yazdıran birinin ne demek istediği senin de belirttiğin gibi 'ayinesi iştir bir kimsenin, lafa bakılmaz' kaidesince ortadadır.

2. Yazıda da neşredilmiş; MHP 80 öncesi ve sonrası dönemlere ayrılıyor. Necip Fazıl, müspet mahiyeti haiz bir Mhp'ye kendini yakın hissedebilecek olsa da hiçbir zaman ünlü şairin "Ben Mhp'liyim" deyip bozkurt işareti yaptığını zannetmiyorum, varsa böyle bir şey çok ilgimi çeker. Ayrıca kendisinin Msp hakkındaki görüşlerine katılıyorum, daha ağır şeyler de söyleyebilirm; fakat yazının konusu bu değil.

3. Sanırım ulusalcılık tanımlarımız farklı. Salt yurtseverlik veya vatanperverlik kavramlarına indirgiyorsan, bir ara çay içelim. Günümüzde kendisini ulusalcı olarak tanımlayan kimselerin ulusalcılık adına yaptığı şeylerin mezkur sevimli mefhumlar ile alakası yoktur. Devlet Bahçeli'nin ülkü ocaklarını sokaktan çekme noktasındaki gayretini beğenerek izliyoruz, bu konuda sana katılıyorum.

-Ancak boğaz pastiline ihtiyaç duyacak kadar bağırarak retorik cümleleri tekrar eden ve meydanlarda yağlı urgan fırlatan bir siyasetçinin güncel konuşmalarıyla; "partisini, kutuplaşmadan beslenen ve terörden rant elde eden bir konuma sürükledi"ğini söylemek yanlış değil. MHP konusundaki görüşlerimi tekrarlamak veya copy+paste etmek çok zor geliyor, yukarıda yeterince izah edilmiş; ayrıca merak edilen bir mevzu varsa parantez açabilirim.

-Bu arada Arınç'ın açıklamasını niye buraya yazdığını merak ediyorum, siyaset gibi bir alanda maalesef "dün dündür, bugün bugündür" oynaklığı geçerli olduğundan dolayı (en yakın örnek olarak bkz: Dersim İsyanı ve K.Kılıçdaroğlu) tükürdüğünü yalayan insanların söyledikleri beni pek ilgilendirmiyor.

4."Paranoyak bir cehaletle savaş çığlıkları atanlar ciddiye alındığı müddetçe, hayatını kaybedenler arasında şehit/leş ayrımı sürecektir." cümlesi yazıda içime en çok sinen parçalardan biridir. Yaşamak için yeterince öldük; şehit/leş ayrımına eleştirel yaklaşmak PKK'nın katliamlarını onaylamak manasına gelmez. Savaşlar, savaşı bitirmek için vardır; bitmeyen bu savaş devam ettikçe ve birileri hala bundan çıkar sağlayacaksa bir ailede hayatını kaybeden iki oğuldan biri şehit diğeri ise terörist olacaktır.

5.Tarih başlı başına spekülatif bir faraziyedir, geçmişte ne olduğuna dair en tutarlı cevaplar bile çağdaş bir 'kulaktan kulağa' oyunundan farksız değil. İletişim hızının tek bir 'tık'a eriştiği günümüzde bile, olan-bitenin ne kadar çok değiştiğini sen de görüyorsun. Öyleyse geçmiş üzerine varsayımlarda bulunmak Marx'ın “Tarihte ne olduysa olması gerektiği için oldu.” sözü ile alakalı değildir. Altan'ın yazısını tavsiye ederim, benim yorumumla bir daha oku: http://fikiradasi.net/makaleler/kurt-sorunu

6.Peygamber Efendimiz ve Muhammed Ali es-Sabuni durumu çok güzel açıklamış. Yaradan katında bunların bir önemi yoktur.

Mensup olduğun milletle övünebilirsin; başkasına dayatmamak ya da kendine bir üstünlük atfetmemek kaydıyla. Türkiye'de bugüne dek milliyetçilik adına zırvalanmış söylemler, Ermeni, Kürt veya başka bir kültürü hedef almış, bizzat devlet tarafından azmettirilmiş veya göz yumulmuş cinayetler ve hapsetmeler, adına "isyan bastırmak" denilen bilinçli katliamlar cumhuriyet tarihi boyunca süregelmiştir. Güneş-Dil teorisi gibi utanç duyulası ef'al, her sabah bizlere okutturulan andımız...vs. ırkçılıktır, ismine Atatürk Milliyetçiliği koysan dahi ahmaklıktır: http://fikiradasi.net/makaleler/ekim-elbet-bir- gun

Hastalığı teşhis etmek ötekileştirme değildir; ötekileştirmeyi saptamak ve yanlışlığı yaftalamaksızın anlatmak, popüler olduğu için yapılan saçmalıklara benzeştirilemez.

Hayırlı ramazanlar Salih..
Ad *
e-Posta
Code   
C.C.by JPS
cevap yaz
iptal
avatar salih
+4
 
 
Ayrıntılı yanıtın içi teşekkür ederim.Senin de belirttiğin gibi bir ara çay içip sohbet etmeyi ben de can-ı gönülden isterim.Hele bir okullar açılsın, görüşürüz inşallah.Şimdiden fikir adasının bayramını da kutlarım. Başarılar dilerim. :)
Ad *
e-Posta
Code   
C.C.by JPS
cevap yaz
iptal
avatar Said Dogrul
+4
 
 
Teşekkürler Salih, görüşmek üzere..
Ad *
e-Posta
Code   
C.C.by JPS
cevap yaz
iptal
avatar Ömer Çiftçi
0
 
 
Çok uzun cümlelerle tartışıyorsunuz. Aslında her şey çok basit. Sadece basite indirgemek bize zor geliyor.
Ad *
e-Posta
Code   
C.C.by JPS
cevap yaz
iptal
avatar ferit
-2
 
 
hiç işime yaramadın hiç bişi anlamadım
Ad *
e-Posta
Code   
C.C.by JPS
cevap yaz
iptal
Ad *
e-Posta
Code   
JPS
Yorum Ekle