- aşkın gözü lenslidir -

- bir ev var uzakta -

- iki kere yalnızlık -

- garp -

- alın yazısı -

- insan bu -

- sen'i unutmak -

- sanat ve toplum ilişkisi -

- neden güngören? -

- 'lale devri' -

- dindar derken... -

Yazdır PDF

YARGIYI KULLANMA KILAVUZU

Anayasal bir hüküm olarak yargının, diğer kuvvet erkleri karşısında hukuki bir güvence altında bulunduğu anlamına gelen[1];fakat seçilmiş her iktidar tarafından yıpratıldığı öne sürülen müphem bir mefhum: Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı.

Alakasız kişilerce, ambalajı değiştirilip sürekli kullanılarak bayatlatılmış bir hukuk devleti ilkesi.

***

Bağımsız ve tarafsız yargıyla ilk defa televizyonda karşılaştım.

Canlarını sıkan bir meseleyi Ata’ya şikâyet etmek üzere Anıtkabir’e çıkan cüppeli amcaların alımlı ve çalımlı yürüyüşünü hayranlıkla izlemiştim.

Aralarından en kalın gözlüklü olanı, basın mensuplarına dönüp, karanlık güçlere hizmet eden şer odaklarının birtakım operasyonlarla yargıyı kuşatma altına aldıklarını söyleyince[2], aklıma hemen Age of Empires adlı bilgisayar oyunu gelmiş ve gayriihtiyarî olarak ağzımdan “Vay canınaa!” nidası çıkıvermişti.

Ardısıra gelen on iki yıl zarfında; hangi kitabın okunacağına, kitaplarda neyin yazacağına ve kitaplarda yazılanları kimin anlatacağına sadece birkaç üst düzey bürokratın karar verdiği Milli Eğitim çarkı içinde bulundum.

Resmi ideolojinin her dediğine kafa sallayan uslu bir çocuktum.

Mavi gözlü bir devin tüm düşmanları denize döktükten sonra yaptığı devrimleri tek dikişte ezberlemiştim.

Ve aralarından özellikle Türk Hukuk İnkılâbına bayılmıştım.

Tarihin en büyük geleneklerinden süzülüp gelen Yüce Türk Irkının, beş yıl önce savaşıyor olduğu emperyalist devletlerden her türlü kanunu kopyalayıp TBMM’de tartışmaksızın yürürlüğe koymasını olağanüstü bulmuştum.

Bu copy-paste işlemi sayesinde on üç yüzyıllık hastalıklı inançlarımızdan[3]  kurtulmuştuk.

Gökten indiği sanılan kitapların dogmalarına[4] dayanarak hareket eden Osmanlı’daki çağdışı hukuki klerikalizm ortadan kaldırılmış ve böylece Türk ulusu özüne dönmüştü.

Artık Andımız’ı daha çoşkulu ve gür bir sesle söylüyordum.

Cüppeli amcalar ise uzatılan mikrofonlara yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının yok edilmek istendiğinden daha çatık kaşlarla bahsediyorlardı.

***

Seneler sonra Hukuk Fakültesini kazanıp İstanbul’a geldim.

Kalın kitapların gri satırları arasında, yasaların codification ve reception [5] yöntemleri ile yapıldığına rastladım.

Recipere mastarından türetilen ‘Ius Receptum’ kavramı, Türkçe’deki karşılığıyla İktibas Metodu, reform amacıyla başvurulan bir çeşit “olduğu gibi almak” eylemi.

Yani; halkın yaşam biçimi, ülkenin fiziki şartları, devlet teşkilatı ve temelleri göz önünde bulundurulmaksızın pozitif hukukun kaynağı olarak bir başka ülkenin hukuk kodlarının benimsenmesi[6].

Bu yöntem sayesinde şunu coşkuyla söyleyebilirim ki ilgili hükümlerde öngörülmüş ve tanımlanmış Türk vatandaşı; İsviçre Medeni Kanununa göre evlenen, İtalyan Ceza Kanununa göre cezalandırılan, Fransız Ticaret Kanunu ile alışveriş yapan ve Alman Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunu uyarınca mahkemeye çıkarılan[7] en asil duyguların insanıdır.

Dünya Hukuk Literatüründeki benzersizliği ve tüm orijinalliğiyle ‘Türk’ Hukuk Devrimi, sanırım Türkiye Cumhuriyetinin yüceliğini yedi düvele kanıtlamıştır.

***

Görkemli Beyazıt Kapısının arkasında uzanan uzun yol üzerindeki kurumuş yapraklar fazlalaşırken, Hukuk Fakültesi binasının önünde sigara içenlerin sayısı da artıyordu.

Bir ders çıkışı sonrasında gözüme, gazete manşetleri üzerinden büyük harflerle bağıran birkaç cüppeli amca takıldı.

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı tehlike altındaydı.

Meşruiyet temelinin, kemalizmden demokratik bir anlayışa kayacağından tırsan yargıçlarımız; bağımsız ve tarafsız karakterlerini epik cümlelerle muhafaza ve müdafaa ediyorlardı.

Haberi okuduktan sonra gözümü kısıp alnımı kırıştırarak düşünmeye başladım.

Evet, günümüze kadar var olan bağımsız ve tarafsız duruşuyla ‘ dosta güven düşmana korku veren’  Yüksek Türk Yargıçları, maalesef iç ve dış mihrakların kirli oyunları yüzünden imtiyazlarını yitirmek üzeredir.

***

Oysa geçmişte böyle değilmiş:

Hukukun temel hususlarından olan kanunların geriye işlemezliği ilkesine karşın; 1 Mart 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu hükmünce, İskilipli Atıf Hoca 1922’de yazıp 1924’te bastırdığı bir kitaptan dolayı asıldı[8].

Bu karar dünya hukuk otoritelerince ayakta alkışlanmış ve birçok Ceza Hukuku profesörü ağzını eliyle kapatsa da hayranlığını gizleyememiştir.

İstiklal Mahkemesi üyeleri Kel Ali, Kılıç Ali ve Necip Ali; Kazım Karabekir’in İzmir Suikastı ile bağlantılı olduğu iddiasıyla mahkeme önüne çıkarılmasını istedi. Hakkında idam talep edilen paşa için Ulu Önder’in Savcı Fahrettin Altay ile görüşmesi yeterli oldu ve iki sonraki duruşmada beraat kararı verildi[9]Ayrıca meclis üyelerinin içinden seçilerek kurulan İstiklal Mahkemeleri, verdiği idam kararlarında ise önce suçlu bulduğu kişiyi asar; ardından kararın gerekçesini açıklardı.

Yargımızın bu denli bağımsız olması, sömürge altında yaşayan uluslara örnek olmuş ve müteakiben Frankfurt Hukuk Okulu’nda 3 Ali kürsüsü açılmıştır.

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ile tutuklanan Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu ve onlarca milletvekili doğal yargıç ilkesine aykırı bir olağanüstü mahkemeyle Yassıada’da yargılandı[10]Yüksek Adalet Divan Reisi Salim Başol’un; Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan hakkında verilmiş idam kararını okuduktan sonra Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor.” sözü kayıtlara geçti[11]

Yargı tarafsızlığının folklorik figürler eşliğinde bir kez daha ilan edildiği bu süreç sona ererken; Şanlı Türk Ordusu, yönetimi halka devretme inceliğini göstermiş ve elbette kısa bir süre sonra geri almasını bilmiştir.

9 Kasım 2005 tarihinde Şemdinli’deki Umut Kitabevi’nin bombalanmasından sonra meydana gelen olaylar üzerine, Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın hazırladığı iddianamede Yaşar Büyükanıt’ın ve kendisinin tanıdığı bazı iyi çocukların[12]bulunmasından dolayı acil toplanan HSYK, 20 Nisan 2006’da Savcı Sarıkaya’yı meslekten ihraç etti[13].

Haber, yurtta ve dünyada büyük bir iyimserlikle karşılanmış ve de Arjantin Borsasında olumlu hareketlenmeler gözlenmiştir.

Van Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Aralık 2005 tarihinde, çete kurarak ihaleye fesat karıştırmak suçundan tutuklu olarak yargılanan Yücel Aşkın’ın tutukluğunun devamına karar verdi. Bunun üzerine bir basın toplantısı düzenleyen YÖK Başkanı Erdoğan Teziç “Hâkimler ve savcılar mesleki kariyerlerini göz önüne alarak karar vermelidir.” sözlerini sarf etti[14].

Bu açıklamasıyla yargı bağımsızlığının zedelenmesinden endişe duyanların yüreğine su serpen Anayasa Hukuku Profesörü Teziç, çıkışta tüm medya mensuplarına birer ayran ısmarlamıştır.

16 Şubat 2010 tarihinde Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında terör örgütü üyeliği iddiasıyla soruşturma açıp tutuklanmasını talep etti[15].Böyle büyük bir cüreti görmezden gelemeyen HSYK, bir gün sonrasında toplanıp Osman Şanal’ın yetkilerini kaldırarak, anayasada güvence altına alınmış kanuni hâkim ilkesini çiğnedi.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, bu kararıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarına ‘akıllı olun!’ mesajı verip hepimizi akşam akşam güldürmüştür.

Anayasamızın 96.maddesinde, meclisin üçte bir çoğunluk ile toplanabileceği belirtilmesine karşın; anamuhalefet partisi 367 şartının aranması gerektiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurdu[16].

27 Nisan 2007 tarihinde Genelkurmay Başkanlığının yayınladığı bir muhtırayla[17] öksürmesi ve Deniz Baykal’ın 1 Mayıs 2007’de “367’ye gerek yok kararı, Türkiye’yi çok tehlikeli yerler götürebilir.”  [18] diyerek gözlerini tavana dikmesi üzerine, Anayasa Mahkemesi gereğini yapmış ve yargının bağımsızlığına kadeh kaldırıp pasta kesmiştir.

***

Danıştay’ın katsayı kararıyla eski içtihadını yok sayması, Anayasa Mahkemesinin bir hobi olarak boş zamanlarında esas denetimi yapması, Yargıtay ve HSYK’nın birbirlerine üye gönderip flört etmesi, Oktay Kuban’ın 37 dakikada on dokuz kişiyi serbest bırakıp rekor kırması… vs. gibi çeşitli olayları Google arama çubuğuna yazıp binlerce sonuç elde etmek ve tıklanılan sayfalarda göz atılacak birkaç satır ile yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında iman tazelemek mümkün.

Devenin neresinin düzgün olduğunu sorgularken; dogmalara hapsettiği ideolojisini artık tahakküm olarak dayatamamaktan ve vesayetinde bulundurduğu kurumları kaybetmekten dert yanan cüppeli amcaların boğuk ve mecalsiz aksisedasını duyarsınız.

Pek kulak asmayın, her yalanın bir yatsısı vardır.

Said Dogrul

 



Dipnotlar:

[1] Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları 7.Baskı / Sayfa 118

[2] Sabih Kanadoğlu, Hukuk Devleti ve Yargı Reformu, İstanbul Barosu Yayınları

[3] Mahmut Esat Bozkurt: http://www.scribd.com/doc/9662312/Mahmut-Esat-BOZKURT-ATATURK-HTLAL1-ekitap

[4] Mustafa Kemal Atatürk, TBMM 5. Dönem Üçüncü Toplantısı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Cilt 2 / Sayfa 1135

[5] Gülnihal Bozkurt, Batı Hukukunun Türkiye’de Benimsenmesi, 7.Dizi / Sayfa 164

[6] Charles-Louis de Secondat Montesquieu, De L’Esprit Des Lois [Kanunların Ruhu], Sayfa 119

[7] Uğur Mumcu: http://my.opera.com/ese/blog/show.dml/10602591

[8] Sadık Albayrak, Diyanet İşleri Ansiklopedisi, Cilt 22 / Sayfa 583-584

[9] Ahmet Turan Alkan, 5 Nisan 2010 tarihli Zaman Gazetesi

[10] Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, Cilt 3 / Sayfa 306

[11] http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=346134

[12] http://www.gundem-online.net/haber.asp?haberid=46113

[13] http://www.hukuki.net/topic.asp?topic_id=11873

[14] http://www.iskenderiye.com/press/ayrinti.asp?sirano=64773

[15] http://www.haberaktuel.com/hsyk,-osman-sanalin-yetkisini-kaldirdi-haberi-255856.html

[16] http://www.hukuki.net/archive/index.php?t-22021.html

[17] http://www.tsk.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/10_1_Basin_Aciklamalari/2007/BA_08.html

[18] http://www.hayatipaylas.org/baykal-anayasa-mahkemesi-367ye-gerek-yok-derse-ulke-catismaya-suruklenir-t6533.html?s=7679c1a4bd6282686e1fcadd65fb0bce&p=26994



     Said Doğrul’un Eski Yazıları

Yorumlar

avatar Ege Ayvacık
+3
 
 
Yazıların üslup, imla ve muhteva olarak; her yeni sayıda biraz daha gelişmiş olarak önümüze geliyor. Artan oranda faydalanıyor ve zevk alıyorum. Başarılarnın devamını diliyorum. EGE AYVACIK
Ad *
e-Posta
Code   
C.C.by JPS
cevap yaz
iptal
avatar ONUR DOĞRUL
0
 
 
SAİD ABİ BU YAZIYI OKUYUNCA KARAR WERDİM BENDE HUKUKÇU OLACAĞIM =) BU HUKUK FAKÜLTESİ BİRAZ ZOR DİYOLAR DOĞRUMU? AMA ZORDA OLSA HALLEDERİZ İNŞALLAH YOKSA MEMLEKET BU HUKUKÇU FOSİLLERDEN KURTULMAYACAK. BAŞARILARIN DEVAMINI DİLİYORUM.....
Ad *
e-Posta
Code   
C.C.by JPS
cevap yaz
iptal
Ad *
e-Posta
Code   
JPS
Yorum Ekle