İradeyi Kiraya Verme - Halil Çiçekfidan

Halil Çiçekfidan tarafından yazıldı. Aktif .

Kafamız fena halde karışık. Kararlı hale gelemeyen ilişki ağımızdaki uyumsuzluklar her gün farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Ortada alışık olmadığımız, tam olarak tanımlayamadığımız mantığa bürünmüş terkipler ve bundan doğan tavırlar var. Karışık meyve sularındaki gibi “bu hangi meyvenin tadı?” sorusunun cevabı bizim için meçhul. Davranış ve tavırlardaki gariplik, uyumsuzluk, ahenksizlik özellikle bir araya gelerek oluşturduğumuz topluluklarda tezahür ediyor. Bu yazı, gelenekle modernlik arasında gelgitler yaşayan günümüz insanının aidiyet hissettiği toplulukların etkisiyle zuhur eden davranış bozuklukları üzerine birkaç cümleden ibarettir.

Son tahlilde kararlarını kendi veren, var olduğundan haberdar, kendini önce kendi üzerinden tanımlayan bir insan olarak “birey” kavramına olumsuz manalar yüklemeyiz diye düşünüyorum. Kendimizi bir birey olarak tasavvur etmek hoşumuza bile gider. Seçme fırsatımız olan her durumda cüz’i irademizin sonuna kadar sahibi olduğumuz konusunda da tartışma olmayacaktır. Kendine dönük tanımlaması bu minval üzere olan günümüz insanı, topluluk dairesine girmekle beraber üstü kapalı bir değişim yaşamaya mecbur bırakılır ve fakat çoğunlukla bunun farkında olmaz. Bu topluluktan kasıt, kanarya sevenler derneğinden tutun, siyasi partiler, dini cemaatler ve her türlü örgütlenmiş yapıdır. Söz konusu değişim talebi, şahit olduğum en belirgin ve bana göre belki de en hayati mesele üzerinde yoğunlaşmaktadır: irade!

Burada ikili bir ayrıma gidilebilir: Topluluk içinde yetki sahibi olanlar ve yetkisizler bakımından iradenin mahiyeti. Şimdiye kadar gözlemlediğim kadarıyla, topluluklar yetki verirken bütünden bağımsız olarak var olan kişisel iradeyi bir anlamda kiralama yoluna gidiyorlar. Yetki verdikleri kimsenin kişisel iradesini topluluğun çizdiği sınırlara göre kullanmasını istiyor ve yetkiyi de zaten bu şartla tahsis ediyorlar. Bu durum, gündelik meselelerde ortaya konulacak iradenin topluluk kalıplarının dışına çıkamaması sonucunu doğuruyor. Artık, yetki sahibinin önceden inşa ettiği insani ilişkilerin ve topluluk içindeki yetkisizlerle kurulan diyalogun asla eskisi gibi olamayacağı açıktır. Lord Acton’ı hatırlayarak[1], yetkiyle kazanılan iktidarın başta o kimsenin kendisinde ve insani ilişkilerinde açtığı tahribatı vurgulamak gerekir. Burada sorun yetki sahibi olmaktan değil, yetkiyi öz iradeyle kullanamamaktan kaynaklanmaktadır.

Topluluk içindeki yetkisizler de bizatihi o topluluğun içinde bulunmakla kendi iradesine yapılacak müdahaleleri kabullenmiş sayılmaktadır. Ortaya çıkabilecek itirazlar ise, o bireyi “topluluğun doğruluğu tartışmasız çizgisi”ne çekilecek (adam edilecek) kişi konumuna kolayca düşürebilmektedir. Böyle durumlarda sessiz kalıp idare-i maslahat yoluna gitmek en sık görülen davranış bozuklarındandır. Diğer taraftan, aslında kişiliğinden taviz vermek istemeyip topluluğun içinde kalmaya mecbur olan kimseler için ise yapılan işlerdeki samimiyetsizlik başlı başına ağır bir yük olarak durmaktadır.

Topluluk iradesi içinde erimeye zorlanan bireysel irade, ne yaptığının farkında olmayan; geçmişi, eğitimi ve değerleri itibariyle mevcut davranışı aslında katiyen tasvip etmeyeceği halde uygulayan çelişkili insan tiplerini sonuç vermektedir. Topluluğun bağımsız iradeyi sıfıra indirmeye meyyal atmosferi, topluluk içindeki bireyleri nitelikleriyle belirlenen kimseler olmaktan çıkarıp atomlar misali niceliksel çokluk durumuna düşürmektedir.[2]

Bireylerin kendi tercih ve nitelikleriyle aynı bünyede var olmasını kaldıramayan topluluklar dozu git gide artan “tekbiçimleştirme” gayretlerini “birleştirme” sanarak[3] sorunun çözümünü daha da güçleştirmektedir.

Peki ne yapılabilir?

Geleneksel topluluk anlayışımız yukarıda tanımını verdiğimiz “birey” kavramına belki de hala alışamadı. “Gassalın elindeki meyyit gibi olmak” deyimi çokları tarafından iradeyi bir üstteki kişiye devretmek olarak anlaşılıyor ve hala topluluk içindeki bireylerden bu tavır talep ediliyor. Oysa yaratılış, tecrübe, bakış açısı, aksiyon ve diğer tüm açılardan birbirinden farklı olan insanların kendilerine ait iradeleriyle var olmasına fırsat verilmesi, her şeyden önce ihtiyacımız olan dürüstlük ve samimiyeti yeniden dolaşıma sokacaktır.

Kendi iradesinin sahibi kalarak topluluk bünyesinde yer alan kişi, talep edilen her fiilin amacını, yöntemini, sonucunu sorgulamak suretiyle, anlamlı en küçük parçasını oluşturduğu bütünün toplam hata payını en aza indirmeye katkı yapmış olur. Bu ise, nitelikli parçalardan nitelikli bir bütün ortaya çıkmasını sağlar.

Şu da bir gerçektir ki, kendi düşünme süreçlerinden geçirmeden sırf topluluk bünyesinde bulunmanın getirisi olarak elde edilen kazanımlar, topluluğun dışına çıkıldığı vakit korunması ve sürdürülmesi çok zor hale dönüşmektedir. Sürdürülebilir kazanımlar için bağımsız bireysel iradenin mutlaka bu yönde ortaya konulması gerekir. Aksi takdirde Horozları Koruma Derneği üyelerini bir mekânda horoz dövüştürürken yakalamak şaşırtıcı olmamalıdır.

Toplulukların iradeyle olan problemi yüzünden bir noktadan sonra, kendi yağında kavrulmak isteyen topluluk üyelerinin çoğalması kaçınılmazdır. Geleneksel bağlardan kopuşu ifade eden bireycilleşme[4] topluluk içindeki çarpıklıkların insanları yönelttiği bir çıkış noktası haline gelmektedir. Kendi içinde egoizm ve hedonizm gibi kavramları barındıran bireycilleşmenin günümüz insanının dertlerine deva olması söz konusu olamaz. Fakat geleneğin içinde bireylerin kendileri olarak var olmalarının önüne set çekildiği vakit, günümüz insanının içinde bulunduğu topluluklardan koparak farklı yollara yönelmesi yok sayılamayacak bir ihtimaldir.

 

[1] İktidar (adamı) bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar. Lord Acton

[2] Renѐ Guѐnon, Niceliğin Egemenliği ve Çağın Alametleri, İz Yayıncılık, 3.Baskı 2012, s.68

[3] A.g.e. s.69

[4] Hans von der Loo – W. van Reijen, Modernleşmenin Paradoksları, İnsan Yayınları, 2.Baskı 2006, s.164-165

Yazar Hakkında

Halil Çiçekfidan

Halil Çiçekfidan

Ailenin ilk çocuğu olarak Fatsa’da doğdu, ardından kendini Çayyaka Köyü’nde buldu. Akşam ezanından sonra sokakta olmama ilkesiyle yeşillikler arasında bir çocukluk geçirdi. Süper solak olduğu halde sağ elle yemek yeme çalışmalarına kendini adadı ve başardı. İlkokulu İnegöl’de, liseyi Bursa Anadolu Lisesi’nde tamamladı. On sekiz yaşını henüz doldurmuşken kendini dil eğitimi için Washington D.C.’de buldu. Şimdilerde Galatasaray Üniversitesi'nde Kamu Hukuku Yüksek Lisans talebesi, FSMVÜ'de araştırma görevlisi. Annesine sesini yükseltip odadan hışımla dışarı çıkarken ayağının yine eşiğe çarpacağından emin.

Kafa Kâğıdı:       

Online dergiler Online dergiler