Defolu Hikaye - Halil Çiçekfidan

Halil Çiçekfidan tarafından yazıldı. Aktif .

Sıcaklığı üzerinde bir yaz günüydü. Kimileri için evde olmanın, günlerin, gezmelerin ve hocaya gitmenin mevsimi olan bu zaman diliminde sıradan sayılabilecek bir gün..

Evin delikanlısı o günkü ev temizliğine yardım edip odasına çekildi. Annesinin arkadaşlarının gözünde saygın bir yeri olduğu söylenebilirdi. Hoş geldiniz seremonisini ihmal etmez, hal hatır sorar ve böylece itibarını sarsacak hareketlerden olabildiğince uzak durmaya çalışırdı. Hele süpürüp silmeyi onun yaptığını duyunca misafirlerin övgüleri bitmek bilmezdi.

Oturdukları sitede gençleri teşvik için onlara site mescidinde sırayla ezan okutuluyordu. Zamanla, ezan okumak bir yana, kendisine mescidin anahtarının bile emanet edilebildiği bir konuma gelmişti genç adam. Her nasılsa annesinin arkadaşları bunu da haber almış ve o gün kendisinden yine bir vakit ezan okumasını istemişlerdi. Hesapta olmayan bu durum karşısında saatini kontrol etti delikanlı. Ardından hazırlığını yaptı ve oturdukları apartmanın en alt katındaki mescide indi. Heyecan doruktaydı. Annesinin arkadaşları onun okuyacağı ezanı dinleyeceklerdi. Beğenip beğenmeyeceklerini düşünürken vakit gelip çatmıştı kendi saatine göre. Boğazından başlayarak midesinin etrafına yayılan heyecana rağmen icraya başladı. Sonuçta fahri de olsa o bir müezzindi.

Henüz ezan bitmeden cemaat gelmeye başlamıştı. Ne olduysa bundan sonra oldu. En başta site sakinlerinin telaşla içeri girmesine anlam veremeyen genç müezzin ezanı sonuna kadar okudu. Mikrofonu kapatıp yerine koydu. Arkasına döndüğünde, mescidin anahtarını veren site bekçisi pişmanlıkla kızgınlık arası bir ifadeyle gözlerini ona doğru dikmiş bir şeyler söylemeye hazırlanıyordu. Ve ağzından sorgu tonunda kelimeler dökülüverdi birden : "Yavrum sen ne yapıyorsun?"

Arkadan bir diğer site sakini, komşulardan birinin vefat ettiğini zannederek koşup geldiğini anlatıyordu. Kimsenin ölmediğini öğrenince rahatladı. O sırada birkaç cümle geveledi genç adam. Düzgün ifadelerle kendini savunmaya hazırlanacak kadar vakti olmamıştı. Nafile çabaladı bir müddet. Kalabalık dağıldı sonra, yavaşça.

Bozuk saatinin oyununa gelen genç, omzuna binen tonların ağırlığıyla çıktı merdivenlerden. O gün mescitte ikindi ezanı okunmaması yüzünden saatinin kendini yanıltmasına uyanamamıştı. Normal vakitten bir saat sonra ezan okumakla dünyası başına yıkılmıştı adeta.

Eve girdiği anda yelkenler suya değmek üzereydi. Hızlıca koşup o vakit evin tek müsait yerine, balkona attı kendini. Karşı apartmandakiler görmesin diye balkonun bir köşesine kıvrıldı. Ne de olsa ağlamak pek yakışık almazdı; herkesin gözü önünde ve ciğerlerini sökercesine..

Ertesi sabah kimselere çaktırmadan, adeta uça kaça gittiği "ekmek almak" dışında hiç dışarı çıkmadı genç. Bir hafta boyunca her gün her dakika yeniden yankılandı o sahnede zihnine çivilenen soru : "Yavrum sen ne yapıyorsun?"

***

İşte “yaşamak” böyle bir şeydir. Bir iç ezilişi.. Ardından zamanın elinde yaraların sarılması.. Bir döngü halinde akıp giden olaylar, durumlar, tecrübeler hep bir acemi tarafı bünyesinde taşır. Acı da olsa hep ihtimal dâhilindedir ki bir gün dişlerin arasında parçalanır bamya yemeğine kaçmış limon çekirdeği. Ne kadar afili sıfatları haiz olsak da içinde bulunduğumuz bazı sahneler damağımızda bu tadı bırakır ve kolay kolay unutulmazlar.

Yaşamak, karizmayı çizdirmektir bir zaman. Kuyruğu ilelebet dik tutabilmek hiç mümkün müdür ki bu hayatta? Zirvelerde gezinirken “attan düşmek“ yahut en olmayacak zamanda “yürüyen merdivene tersten binmek”tir olayları sahici kılan.

Mükemmel fıtratla yola çıkan insanoğlu tabiri caizse “defolu yaşam”ın elinde yoğrulunca kabullenmek istemez kendi gerçeğini. Ağlarken “ben bunu nasıl yaparım?” sorusunu onlarca kez sayıklayan genç müezzin misali, yaşantısına hatayı kondurmakta güçlük çeker. Oysa olmuştur bir kere ve herkes için her zaman olacaktır da. Tökezlememek bu dünyanın harcı değil.

“Gördüm ve anladım yaşamak mâcerâsını,

Bâkiyse rûh eğer dilemezdim bekasını.”

Yazar Hakkında

Halil Çiçekfidan

Halil Çiçekfidan

Ailenin ilk çocuğu olarak Fatsa’da doğdu, ardından kendini Çayyaka Köyü’nde buldu. Akşam ezanından sonra sokakta olmama ilkesiyle yeşillikler arasında bir çocukluk geçirdi. Süper solak olduğu halde sağ elle yemek yeme çalışmalarına kendini adadı ve başardı. İlkokulu İnegöl’de, liseyi Bursa Anadolu Lisesi’nde tamamladı. On sekiz yaşını henüz doldurmuşken kendini dil eğitimi için Washington D.C.’de buldu. Şimdilerde Galatasaray Üniversitesi'nde Kamu Hukuku Yüksek Lisans talebesi, FSMVÜ'de araştırma görevlisi. Annesine sesini yükseltip odadan hışımla dışarı çıkarken ayağının yine eşiğe çarpacağından emin.

Kafa Kâğıdı:       

Online dergiler Online dergiler