Okurunun Yazarı - Halil Çiçekfidan

Halil Çiçekfidan tarafından yazıldı. Aktif .

Yazar-okur ilişkisine dair pek çok şey söylenmiştir. “Yazarlar ne işe yarar, okurları olmasa.” gibi bir cümleyle giriş yapıp, iki tarafın birbiri için ne kadar önem arz ettiğini uzun uzadıya anlatma niyetinde değilim. Bunun yerine, gözlemlerimden yola çıkarak yazar-okur ilişkisinde birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum.

Değişimin en gözle görülür ve hızlı alanı olan teknoloji hiç kuşkusuz yazarı da okuru da etkisi altına almış durumda. Yazan-konuşan kısacası göz önünde olan çoğu kimsenin iPad sahibi olması değil kast ettiğim. Artık, emeğin beğenisine sunulduğu kesimde bir beklenti farklılaşması söz konusu. Eskiden, okur beğendiği yazardan belki de sadece yeni bir eser daha yazmasını bekliyordu. Günümüzde ise, internet ve özellikle de sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle okurun yazara ulaşması hiç olmadığı kadar kolay hale geldi. Bu durum yazar-okur etkileşimini artırdığı oranda okurun beklentilerini de çeşitlendiriyor. Şöyle ki:

Bir eserle muhatap olduğumuzda ifadelerin kalitesiyle veya konunun bizde bulduğu karşılıkla doğru orantılı olarak yazarına karşı bir ilgi/merak duymaya başlarız. Hakkında ne kadar malumat sahibi olduğumuzun önemi olmaksızın kendi kendimize yazara bir kişilik ve aidiyet biçeriz. Kurguladığımız dünyada yaşatmaya başlarız onu. Sonrasında, bir taraftan yazar hakkında ekşi sözlük yorumlarını taramak, ardından mümkünse facebook sayfasını beğenmek ve twitter’dan takip etmek gelir. Yazarla kurduğumuz ilişki kitap sayfalarının çok ötesine geçmiştir bize göre. Kendisini bir abi/abla mevkiine yerleştirmek; kimsenin anlamadığını düşündüğümüz mevzuları onun anlayabileceğini düşlemek de kurgunun bir parçası oluverir. Duymak istediğimiz sözlerin onun ağzından söylenmesini bekleriz. Hatta bir olaya karşı verilmesini istediğimiz tepkileri o yazar vermiyorsa kendisine sitem ederiz. Bu beklentiler hiç kuşkusuz kişiden kişiye değişir; fakat varlığı ortadadır.

Yazarların okurlarına bakışıyla okurların yazarlara atfen kurduğu dünya arasındaki fark bazen fazlaca dramatik olabiliyor. Bu durum en çok da yazarla okurun karşılaşma anlarında ortaya çıkıyor. Bu bir söyleşiyse, yazar için karşısında duran kalabalık çoğunlukla bir bütündür. Sorulan sorular kalabalıktan yöneltilen bir soru olarak yankı bulur. Cevaplar da kişisel olmaktan çok genele yöneliktir. Dinleyici sandalyelerinden birinde oturan okur için ise ayağa kalkıp sorduğu soru biricik ve özeldir. Bir de, çoğu sorunun cevap almaktan çok soru sahibine yazarın dikkatini celp etmek için sorulduğunu düşünüyorum. Okurun yazarla göz kontağı kurabildiği ender saniyelerdir soru sorma anları. Okur, yazarı bilmektedir ve fakat artık kendisinin de yazar tarafından bilinmesini istemektedir.

Söyleşilerde yazarın gündelik tepkilerine daha fazla şahit olunduğu için, okurun kafasında canlandırdığı yazar portresi paramparça olabiliyor. Yazar, okurun biricikliğine topluluk muamelesi yaptığı için, abilik mertebesinden yabancılık mevkiine geri dönebiliyor. İşin acı olan tarafı, artık okur için o yazarın okunabilirliği neredeyse tamamen ortadan kalkıyor.

Bir de imza günleri var. Popüler yazarlar önünde uzayan kuyruklar kimi zaman yazarın dünya görüşüyle paralel olarakokurların giyim tercihleriyle dikkat çekerken, kimi zaman da bir cinsiyetin ezici üstünlüğüyle durup düşündürüyor. Fazla ilginin başlı başına sorun olması bir yana, kitabın imzalanması sırasında en akılda kalıcı cümlenin sarf edilip, yazar üzerinde bir etki bırakmak için çaba gösterilmesi en nazik ifadeyle anlamsızdır. Bilmek gerekir ki yazar, birkaç kalıp cümleyi onlarca kişinin kitabına karalarken karşısındakileri yine aynı kalabalık olarak görüyor ve genelde bu işten sıkıntı duyuyor. (Bkz. üçüncü saatin sonunda İskender Pala’nın yüz ifadesi.) İsimler farklı ama o isimlere yazarın kafasında ayrılan yer çoğunlukla aynı oluyor. Kitap fuarlarını takip edenler sözünü ettiğim manzaralara çokça şahit olmuşlardır.

Bir okur olarak, eserleriyle dünyamda yer etmiş birçok isim var. Kitaplarımda imzalarının yer almasını da kişisel olarak önemserim ve elbette kendilerini daha yakından tanımak isterim. Fakat on beş saniyelik sohbetle veya bir imza almakla bu mümkün değil.

O yüzden diyorum ki: yazarlarla diyaloğa girmek kurguladığınız dünyayı yerle bir edebilir. En iyisi mi siz imzanızı almakla yetinin, dünyanız size kalsın.

Yazar Hakkında

Halil Çiçekfidan

Halil Çiçekfidan

Ailenin ilk çocuğu olarak Fatsa’da doğdu, ardından kendini Çayyaka Köyü’nde buldu. Akşam ezanından sonra sokakta olmama ilkesiyle yeşillikler arasında bir çocukluk geçirdi. Süper solak olduğu halde sağ elle yemek yeme çalışmalarına kendini adadı ve başardı. İlkokulu İnegöl’de, liseyi Bursa Anadolu Lisesi’nde tamamladı. On sekiz yaşını henüz doldurmuşken kendini dil eğitimi için Washington D.C.’de buldu. Şimdilerde Galatasaray Üniversitesi'nde Kamu Hukuku Yüksek Lisans talebesi, FSMVÜ'de araştırma görevlisi. Annesine sesini yükseltip odadan hışımla dışarı çıkarken ayağının yine eşiğe çarpacağından emin.

Kafa Kâğıdı:       

Online dergiler Online dergiler